![]() |
Dün eşimin ceketlerini kuru temizlemeye bırakmak üzere bir alışveriş merkezine gittik. Akşam yemeğini de halledelim çıkmışken dedik ve üst kattaki yemek bölümüne çıktık. Daha önce de bahsetmiştim, Türkiye'de vejetaryenseniz dışarıda yiyebileceğiniz bir şey bulmak gerçekten zor. Her zaman yaşadığım bir zorluktu ama dün çok fazla canımı sıktı nedense. Her yerde alabildiğine et, her yemekte et. Etin binbir çeşidi. Tavuğun, dananın, kuzunun, ineğin binbir parçaya bölünmüş binbir hali. Kendimi birden o kadar kötü hissettim ki. Her yerde et kokusu. Herkes et yiyor, deli gibi hamburger, köfte, iskender, kebap adı altına gizlenmiş hayvan parçaları yiyor. O yediklerinize bu şekilde isimler vererek hayvan yediğinizi gizlemeye çalışıyorsunuz. Aklınıza getirmek istemeseniz de yedikleriniz bir zamanlar yaşayan bir canlının vücudunun parçaları. Birden oradaki herkesi yamyam gibi gördüm ve ciddi şekilde etrafımdaki herkesten nefret etmeye başladım. Çorba içeyim en azından dedim. Ama ne mümkün, her şeye et bulaştırmak zorunda bu sistem. Et suyu koyuyorlar bok varmış gibi. Ağzımı bozduruyorlar bana da. Uzun ve stresli uğraşlar sonunda yemek yemekten vazgeçecek kadar sinirlenmişken bir yerde etsiz çorba buldum, onu aldım.
Aslında belki de canımın bu kadar sıkılmasının nedeni eşimin de et yiyecek olmasıydı. Evet, en yakınımdaki insanın bile bakış açısında bir değişiklik yapamamış olmama bu kadar sinirlendim sanırım. Kendimi yetersiz ve başarısız hissetmemdi bu kadar kızdıran duygu. Ben çorbamı aldım ve eşim de köfte adı verilen hayvan parçalarını.
Hayır anlamadığım şey şu. Neden vazgeçilmesi bu kadar imkansız gibi geliyor? Eşimden yola çıkalım. Dünden önceki gün bir video gördük internette. Allahın cezası bir adam mezbaha olduğunu düşündüğüm bir yerde deve kesiyor. Bir sürü deve var, kimileri yerde can çekişiyor, kimileri de duvarın dibine sıkışmış, korkuyla ölümü bekliyor yerdeki develere bakarak. Her yerde kan var. Bu pislik herif, elindeki bıçakla bir devenin yanına gidiyor ve boğazına bir kesik atıyor, oluk oluk kan fışkırıyor deveden ve yere düşüyor hayvan. Diğerlerinin ayaklarının dibinde o da can çekişmeye başlıyor. Ve adam tekrar tekrar gide gele bu işlemi diğer develere yapıyor, duvar dibinde birbirine dipdibe sıkışmış tüm develer yerde can çekişene kadar devam ediyor bu işlem. Hayır ölüm birden gelmiyor, o pislik herif öldürmüyor bile o hayvanları, sadece boğazına kesik atıp bırakıyor, hayvan tüm kanı boğazından boşalıp bitene kadar can çekişiyor yerde acı içinde. Bir yandan da hortumla su fışkırtılıyor duvarlara. Kanlar kurumasın diye.
Bu videoyu izledikten sonra oldukça siniri bozuldu eşimin. Sadece eşimin ya da benim değil, hangi insan izlese bu görüntülerden etkilenmemesi mümkün değil. Peki, sen nasıl oluyor da tabağındaki etle o hayvanlar arasındaki bağlantıyı koparıyorsun. O adam senin yiyeceğin hayvanı kesiyor. Senin için kesiyor. Beynimizde nasıl yok ediyoruz bu bağlantıyı aklım almıyor. Bunları bile bile nasıl iştah duyabiliyorsun o ete. Gözünün önüne nasıl oluyor da gelmiyor o hayvanların korku dolu bakışları.
Bu kadar açık ve itici olmak istemezdim ancak gerçekten kafamın almadığı şeyler var. Neden insanlar bu tip şeyleri görmek, duymak dahi istemezken et yemeye devam ederler? Mezbahalarda neler yaşandığını bilseler bile nasıl olur da ete iştah besleyebilirler? Neden insanlar tabağındaki yemeğin kaynağını öğrenmekten bu kadar kaçarlar? Beslenme tarzını değiştirmek bu kadar zor mu gerçekten? Yiyeceğin eti kendin elde etmek zorunda olsaydın eline bıçak alıp bir hayvanı kesebilir miydin? Bunu başkaları senin için kapalı kapılar ardında ve gözden uzakta yapınca iç rahatlığıyla yiyebilirsin değil mi? Bu kadar zor mu etsiz yaşamak gerçekten?
*Görsel buradan



0 Comment
more_vert