Yorgunum, kırgınım, kızgınım, keyfim yok. Tam bir şeyleri değiştirmek için heveslenmişken tüm enerjimi boşaltan olaylar olmasa şaşardım. Aslında ufak şeylerden mutluluk duyabilen bir insanım ama hayatımın hiçbir diliminde polyanna gibi gezemedim. Genele vurduğumuzda da gördüğüm şu ki, ben mutsuz bir insanım. Dünyanın boktanlığından mı, mükemmelliyetçiliğimden mi, gerçekçiliğimden mi, umursamaz olamamamdan mı, sorgulamaktan mı ya da sanırım hepsinden ötürü çok pozitif, iyimser bir insan olamadım.
Her duygunu, her anını, yaşamını paylaştığın insanın, bu dünyada en yakınının, seni en çok anladığını düşündüğün insanın aslında hiç anlamadığını gördüğünüzde kalbiniz kırılmaz mı? Hukuksal dilde telafisi güç zararlar doğmaz mı? İşte benim şu anki durumum da böyle biraz. Hayatımdaki iki-üç insandan başka beni gerçekten anladığını düşündüğüm kimse yok etrafımda. Ben yalnız bir insanım. Yalnız olmayı tercih etmiş biriyim aslında. Kalabalıklarda yalnızlık yaşayan biriyim. İçimin sesiyle başbaşa kalmaktan mutluluk duyan biriyim. Neyse, ne diyordum, sizi en çok anladığını sandığınız insanın aslında hiç anlamamış olması. İçimdeki yıkıntının sebebi işte bu.
İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor aslında şu an. Yazacak çok şeyim olsa da yazmak istemiyorum. Düşüncelerim birbirine girmişken, çözmeye çalışıp paylaşmak o kadar zor ki.
Bir de ablamın durumu çıktı, annemle sorunları. Annemin değişmeyecek mutsuzluğu ve etrafını mutsuz etme potansiyeli. Off, bunu da sonra anlatayım.



0 Comment
more_vert