BLANTERSWIFT101

"Bu Su" ve "Hayvanlar Üzerine"

7 Temmuz 2015 Salı
"Ders çalışmam lazım" diye beynimi kemiren bir arka plan düşüncesi olmadan keyif yapabilmek ne kadar güzel bir şeymiş. Haftasonu yaşadığım kafa rahatlığını tarif edebilmem çok zor. Kitap da okumaya başladım, çok mutluyum :) Bayrama kadar kendime izin verdim, sonra yine çalışmaya başlayacağım :( Bu defa mülakat için. Öfff ya bitsin bu çile artık. 

Doğal olarak ortamda dolaşan dedikodunun haddi hesabı yok şu anda. İğrenç bir iş ortamı :( O müdür olur, o olamaz, onun torpili var, onun yüzde yüz olur, o düşük almış, o bilmem ne olmuş vs..vs.. Mümkün olduğunca uzak tutmaya çalışıyorum kendimi bu dedikodulardan. Çok da zor olmuyor, zira asosyal bir insan olarak görüştüğüm yok kimseciklerle. İşte arada lafladığım birkaç kişiden arada sırada duyduklarım da midemi bulandırmaya yetiyor.

Neyse, unutalım bu çirkinlikleri. Sana çok güzel bir kitaptan bahsetmek için geldim. Kitap da diyemiyorum aslında buna. Her sayfada bir iki cümlenin yazılı olduğu 141 sayfalık minik bir kitapçık: Bu Su. Kitabın başında minicik bir hikaye var;

"İki genç balık beraberce suda yüzüyormuş. Karşıdan gelen yaşlıca bir balığa rastlamışlar; yaşlıca balık onlara bir baş selamı vererek şöyle demiş: "Günaydın çocuklar. Su nasıl?" Genç balıklar yüzmeye devam etmiş ama bir süre sonra biri diğerine dönüp sormuş: "Su da neyin nesi?"

Hayatın olağan akışında farkına varamadığımız, aslında hayati önem taşıyan ama sıradan sayıp kıymetini bilemediğimiz öyle çok şey var ki. Yazar bunun için kendimize sürekli şunu hatırlatmamız gerek diyor: Bu su, bu su...

İş dönüşü serviste 15 dakikada bitirdiğim bu minicik kitaba bayıldım ben. Yazarın 2005 yılında bir okulun mezuniyet töreninde yaptığı konuşmaymış aslında bu metin. 2008 yılında kendini asarak son vermiş yaşamına. Bu kadar kısa fakat etkileyici bir şey okumamıştım uzun zamandır. Bence siz de en kısa zamanda okumalısınız.

Diğer kitap Elias Canetti'nin "Hayvanlar Üzerine" isimli kitabı. Açıkçası beğenmedim diyebilirim ama yazarın hayvanlar adına yaşadığı hassasiyet konusunda kendimden çok şey buldum. Bu da alıntısı :
"Hayvanların, sabırlı hayvanların, ineklerin, koyunların, elimize verilmiş ve elimizden kurtulamayacak bütün hayvanların bize asla baş kaldırmayacak olması beni incitiyor.
İsyanın, bir mezbahada nasıl patlak verdiğini ve oradan nasıl bir şehrin tamamına yayıldığını; erkeklerin, kadınların, çocukların ve yaşlıların nasıl acımasızca ölümüne çiğnendiğini; hayvanların nasıl sokakları ve taşıtları ele geçirdiğini, kapıları kırıp nasıl öfkeyle binaların en üst katlarına kadar koştuklarını, nasıl metro vagonlarının binlerce gözü dönmüş öküzlerin ayakları altında ezildiğini ve koyunların birden sivri dişlerle bizi  parçaladıklarını kafamda kuruyorum.
Boğa güreşçisi denen kahramanları ve kana susamış arenanın tamamını perişan halde kaçmaya zorlayacak tek bir boğa da içimin ferahlaması için yeterdi. Ama daha değersiz, uysal kurbanların, koyunların, ineklerin taarruzunu tercih ederim. Bunun asla olamayacağını, onların, tam da onların önünde asla titremeyeceğimizi kabullenmek istemiyorum."

Bu Blogda Ara