2014 yillinin haziran ayiydi sanirim hollandaya geldigimde. Benim icin cok zor oldu. Bunca sene yasadigim ulkeyi birakip, dilini, kulturunu, yolunu, yordamini, insanlarini, kedilerini bilmedigim bambaska bir hayata gelmek. Sansli sayilirdim. Annem ve babam yanimdaydi. Mamami hic eksik etmiyorlardi. Ama yine de ogrenmem gereken cok sey vardi. Burda hayata karismaliydim. 8 yasinda olgun bir kediydim, kendi ulkemde. Burda anne karnindan yeni cikmis savunmasiz kucuk bir kedi yavrusu!
Ben bir apartman dairesinde dogdum. Ilk kez hollanda da patimi disari cikardim.Hollanda Turkiye'den cok farkli. Iklimi, cevresi, insanlari. Acikcasi Turkiye’ye uzaktan bakmak cok uzucu. Yasadigimiz ev bahceli, onunde kanal olan kucuk sirin bir ev. Bir kac tane kedi arkadas edindim. Hollanda da kedilere tek sans vermeyi ogrendim. Herkesin hayatta tek sansi vardir, kesip atacaksin. Belki de olgunlasmanin belirtisi bilmiyorum. Insan ulkesinden ailesinden sevdiklerinden uzakta olunca bence daha bi guclu daha bir olgun olmak zorunda. Annem boyle diyor.
Annemle uzun sohbetlerimiz oluyor. Biliyorum oda burda beni daha farkli seviyor. Arkadasi, sirdasi. Sanirim buraya ait hissetmesini sagliyorum ona. Gecmisinden gelen bir benim, bir de bas belasi Pirtik. Annemin kopegi. Cok yasli. Gormuyor, duymuyor. Bana hayati zindan ediyor. Once bir kurtuldum sandim sonra yine geldi basima. Nese annem icin katlanmak zorundayim. Zaten yillardir hep birlikteydikte, yasliligi bir tuhaf olmus, cekilmiyor.
Bu blogta sizlere, buyudugu okudugu ulkesinden uzak diyarlara gelen insanlarin yasadigi, hissettigi duygulari ve deneyimleri yazacagim. Bazen cok ozledigim ulkeme uzaktan bakip, burayla karsilastiracagim.
Simdilik bu kadar. Beni takip edin!


0 Comment
more_vert