5199 sayılı Hayvanlar Koruma Kanunu'nun ilk maddesi şöyledir:
Madde 1 - Bu Kanunun amacı; hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini sağlamaktır.
"Hayvanları KoruMA" adı üstünde aslında. Aynı Kanunun Tanımlar kısmında hayvanları sınıflara ayırır yasa. Evcil hayvan, sahipsiz hayvan, güçten düşmüş hayvan, yabani hayvan, ev ve süs hayvanı, kontrollü hayvan, deney hayvanı ve kesim hayvanı.
Madde 4: a) Bütün hayvanlar eşit doğar ve bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.
Bu madde bana biraz Orwell'ın Hayvanlar Çiftliği'ni anımsattı. "Bütün hayvanlar eşittir, ama domuzlar daha eşittir." Ayrıca cümlenin ikinci bölümü daha da ilginç; bu Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkında sahiptir. Kanunun izin verdiği çerçevede yaşam hakkı. Başka türlüsü de düşünülemezdi zaten, biz insanlar dünyanın ve tüm canlıların efendileriyiz. Her şey bizim izin verdiğimiz şekilde olur, izin verdiğimiz sürece yaşar.
Hayvanları Koruma Kanunu diye adlandırılan bu Kanunda hayvanlara nasıl, ne koşullarda, ne şekilde deney yapılabileceği de anlatılıyor. Deney hayvanı diye bir sınıf belirlendiğine göre, üzerinde her türlü işkenceyi deneyebileceğiniz, ölene kadar her türlü acıyı verebileceğiniz hayvanlar vardır ve bu hakkınız bu Kanunla desteklenir.
İlerki bölümlerde kesim hayvanı olarak doğan hayvanların, ne şekilde öldürüleceği falan anlatılıyor.
İşte bizim Hayvanları KoruMa Kanunumuz böyle. Böyle bir Kanun olursa da, bir kediyi alıp, bağırsaklarını söken, saatlerce kameraya alıp ölümünü seyreden, sonra da üzerine damacana atıp öldüren bir pisliğe verilecek ceza da ceza olmaz tabi. Çünkü Yasa o hayvanı bir canlı olarak görmüyor, o kedi bir MAL. Ve o pislik bir mala zarar vermiş, mahkeme de bu malın ederi kaç olur diye bilirkişiye soruyor. Bu konudaki bilirkişi de bir Petshop sahibi olacak. O kedi (mal) kaç eder? Bir sokak kedisiydi, bir cafe tarafından sahiplendirilen, cins olmayan bir kedicik. Etse etse 50 lira eder. Ver 50 lira kurtul pislik. Haberin detayı için TIK. Hatırlamak isteyenler için; TIK.
Masum ve savunmasız bir hayvana, bu şekilde işkence yapabilen bir insan çıkarıyla çatışan bir durumda, ya da sadece sinir olduğu bir insana da aynı şeyi yapabilir. Ki genel duruma baktığımızda katillerin pek çoğu insanları öldürmeye başlamadan önce hayvanlara eziyet eden, işkence eden insanlarmış. Bir nevi prova.
Bu şekilde yaşanan kaçıncı vaka. Bu sadece basına yansıyan kadarı. Her gün, her saat işkenceyle öldürülüyor hayvanlar. Binlerce insan defalarca yürüyüşler yaptı, sessizlerin sesini her alanda duyurmaya çalıştı. Ama kulakları o kadar sağır ki meclisin. Aslında işin özü şu; umurlarında bile değil. Bir kedi ölmüş, bir köpeğe işkence edilmiş, kim takar ki. Onlar daha büyük işlerin peşindeler. İtle-enikle mi uğraşacaklar?
Tek dileğim, herkesin içine vicdan ve merhamet duygusunun yerleşmesi. Başka hiçbir şeye gerek yok. Çok beğendiğim bir söz var, Victor Hugo'nun: "Vicdan, insanın içindeki tanrıdır." Benim için de budur tek kural, vicdanım sızlıyorsa yaptığım şey yanlıştır, benim ahlakım vicdanımın elverdiğini yapmamı söyler. Ben de aksini yapamam. Yaptığım iyiliği ödül beklentisiyle yapmam, ödül-ceza beklentili yapılan her davranıştan da tiksinirim.
Her zaman dile getirdiğim gibi, hayvanları mal olarak nitelendirdiğiniz sürece "hayvan hakları"ndan bahsedemezsiniz, onları hisseden, acı duyan, sevgi gösterebilen, yaşamak isteyen CANlılar olarak değil de, MAL olarak nitelendirirseniz bu zulüm ve vahşet hiçbir zaman bitmeyecek.



0 Comment
more_vert